Hava ısınıyor.
Toprak ısınıyor.
Su ısınıyor.
Ben ısınamıyorum.
Yaz bana gelemiyor. Dondurma yiyemiyorum. Soğuk su içemiyorum. “Ben kahve alayım.” diyorum.
Neden?
Sınava kadar hasta olup yataklara düşerim diye.
Ne boş.
Günler bazen bir nehir kadar berrak atarken bazen bir bataklığa dönüşüyor. Beni içine çekiyor, derinlere gömüyor. Bazen ben berrak suyun sesini dinlerken bazen bataklıklar da nefes alamıyorum.
Bazı şeyler hiç bitmiyor.
Hissetmiyorum artık. Ne sevebiliyorum insanları ne de nefret edebiliyorum. Sıkılıyorum sadece kimisinden. Çoğundan. Hepsinden. Gitmek istiyorum. Yalnız başıma kalabileceğim bir yer istiyorum. Ama düşünebildiğim sürece yalnız kalamıyorum.
İnsanlardan kaçıyorum bazen. Fotoğraflardan kaçıyorum. Şarkılardan kaçıyorum. Sözlerden kaçıyorum. Onlar gelmiyor belki peşimden ama ben olağan gücümle koşuyorum.
7 milyar insanın tek birinin dahi hayatında olmak istemiyorum bazen.
Bazende hepsinin hayatında ufacık da olsa bir yer edinmek istiyorum.
(Kaynak: m-asochism, ulascan gönderdi)
istiyorum :(
(pinkcappuccino gönderdi)
Sessizlik hala çok sinir bozucu.
Kapana kısılmış gibi hissettiriyor.
Sessiz kalmak yorucu.
Bir şeylerin sonuna gelmiş hatta sonu çoktan geçmiş gibi hissettiriyor.
Bugüne kadar çok saçma şey düşündüm. “Herkes düşünür” diyorsunuz, “Ah sen bir de beni bilsen” diyorsunuz. Ama yok öyle değil, inanın bana. Sınırlarımı düşünmeye başladığım ilk anlarda aşmıştım ben. Aklımın başıma geldiği ilk dönemde. Düşünme yetimi kullanmaya başladığımdan beri katlanarak ilerleyen milyonlarca saçmalık. Beynim daha çok çöplük gibi. Dünyada değil yaşam dahi olmayan bir gezegende bile mümkün olmayacak şeylerle dolu. Yoruyor bu da beni. Kendime engel olmaya çalışmak, içimden gelen o şeytani dürtüyü bastırmak beni yıpratıyor. Hayatta olan her şeye karşı içimde terse doğru akan bir trafik var. Doğru olan ne varsa içimdeki ses yanlışını fısıldıyor bana. Birilerinin hayatını mahvetmemi, en çok da kendimi mahvetmemi istiyor benden. Yine ona ayak uydurmaktan, yine onu dinlemekten korkuyorum. “İnsan kendine nasıl engel olamaz” diyeceksiniz. Ben olamıyorum. İçimde benim beyazıma karşı siyah, doğruma karşı yanlış, güzelime karşı çirkin olan bu şeye engel olamıyorum. Çok güçlü çıkıyor bazen, savaşamıyorum.
Düşüncelerimin sesliliğinden korkuyorum. Sanki içimdeki o karmaşayı, o curcunayı duyuyormuş gibi herkes. Kendi kendime kuruyorum. Sanki her şey yüzümden okunuyormuş gibi, bazı davranışların sebebini buna yoruyorum. Ortada hiçbir şey yokken anlamsız şeylerden bahsediyorum. İçimdeki anlamsızlıktan bahsediyorum. Ve ben en çok da hiçbir zaman ait olamadığım bir şeyler yüzünden yeniliyorum.
Herhangi bir yere, herhangi birilerine yakın hissetmek istiyorum kendimi. Doğru yerdeyim, doğru insanlayım diyebilmek istiyorum. Ama rüyalarımda hayatımda olan hiçbir şeyi görmüyorum. Hep olmayana meyilim. Ya da daha kötüsü..
Normal hissetmek, normal düşünmek istiyorum. Uçlarda gezinmeden ortalarda bir yerde yerleşik hayata geçmek istiyorum. Mantıklı olmak istiyorum. Ayaklarım yere bassın, topraktan hiç ayrılmayayım istiyorum.
Sadece istiyorum.
Şu anda belki de hayatta beni dinleyebilecek tek insana anlatıyorum derdimi. Hala aynı olan derdimi. Sıkılır diye korkuyorum ama sıkılmam diyor. Dinliyor. Gerçekten hem de. Ama ben bir sıfat veremiyorum ona. Korkuyorum. O da bir gün gider diye korkuyorum.
Netlik istiyorum hayatımda. Belki de en çok kullandığım söz “Neden?”. Herkese bir şeylerin nedenini sormak istiyorum. Konuşmayı yeni öğrenen bir çocuk gibi merak ettiğim o kadar çok şey var ki..
Değerimi ölçüyorum kendimce. Kendimce bir şeylere tepki veriyorum. Sanıyorum ki o telefonlar susmayacak, insanlar öğrenmek için can atacak, bu halime üzülüp beni anlayacaklar. Ama yok öyle bir dünya. Telefonum neredeyse 3 haftadır bir kere bile çalmadı. Hem de kasıtlı olarak aramadıklarından eminim. Aile kavramının bir derinliği olması gerekirdi oysa. Çekirdek ailemle sınırlı kalmamalıydı bu kavram. Geniş olmalıydı, büyük olmalıydı, dallanıp budaklanmalıydı. Ama benim içeride oturan 3 kişiden başka güvenebileceğim kimse yok, artık çok iyi biliyorum.
Dünyadaki 18. yılımda bana zorla öğretilen tek şey tüm ilişkilerimin sahtelikler üzerine kurulu olduğu. Sadece benim iletişimime bağlı ilişkilerim olduğu. Ben aramadığımda ben hiç varolmamışım gibi davranabilen üstelik bir de bunun yüzünden bana trip atan insanların var olduğu.
Bu okuduklarınız ya da “of bu ne?” deyip geçtikleriniz genel olarak günün %10-15lik diliminde yaşadığım kısa bir bunalımdan ibaret. Kısa fakat etkili. Günün geri kalanını söküp götürebilecek, bana kafayı yedirtebilecek kadar.
Her neyse, bugünlük geçti.
Her şeyi anlamlandırmayı kimden öğrendim bilmiyorum. İnsanlara değer vermeyi, insanlara çokça değer vermeyi ama paylaşmaktan çekinmeyi hangi zaman diliminde bu denli sahiplendim bilmiyorum. Düzeltemeyeceğim hatalarım mı beni bu hale getirdi, neden ortalamayı tutturamıyorum hayatta ve neden bu kadar korkuyorum gelecekten bilmiyorum. Büyümek istemiyorum derken ne kadar ciddi olduğumu anlatamıyorum.
Kafam çok karışık. Saçlarımı maviye boyatsam.
(Kaynak: stupidhomme, herseyicokbilen gönderdi)
Kaybediyorum.
Hayallerimi, geleceğimi boş boş şeyler yüzünden kaybediyorum.
İçimden gelmiyor oturup çalışmak. Kafam ya çok dolu ya da çok boş. Çoğu zaman gerçekliği hissedemiyorum. Çoğu zaman birazdan uyanacağım bir rüyada ya da fazla yoğun bir düşüncedeymiş gibi hissediyorum. Bu sırada insanlar akıp geçiyor yanımdan. Öyle berrak, öyle hızlı akıyorlarki şaşıyorum. Ben bu haldeyken nasıl başarabiliyorlar, anlamıyorum.
Beynim yerine gitgide şişen ve sınırlarını zorlayan bir balon koymuşlar sanki. Ağrıtıyor başımı. Kurtulamıyorum bir türlü ondan. Söküp atamıyorum.
Her şey geride kaldığında daha zorluyormuş insanı. Şarkılar, kitaplar, filmler bana artık hiçbir şey hissettirmezken daha zor farkına varıyorum yaşadığımın. Çoğu zaman hiç varolmamış gibi hissediyorum. Çoğu zaman yokmuşum gibi.
“Tamam” diyorum “bugün başlıyorum.” Sonra yine hiçbir şeye başlayamıyorum. Günün sonunda içimdeki pişmanlık uyutmuyor beni. Bir insan her gün için pişman olabilir mi? Ben oluyorum. Hem de hiç bıkmadan usanmadan, her gün için pişman oluyorum.

